İKTİDARIN MEŞRUİYET KRİZİ
Gülizar Biçer Karaca

Gülizar Biçer Karaca

İKTİDARIN MEŞRUİYET KRİZİ

11 Mayıs 2021 - 16:06


İktidarın yıprandığı, hangi odaklarla yanyana duracağına karar vermekte zorlandığı, Cumhur ittifakının çatırdadığı bir dönemde, korku imparatorluğu yarattığı belirtilen tek başına iktidarın meşruiyetinin toplumun farklı kesimleri tarafından sorgulandığına, eleştirilerin arttığına ve seslerin yükseldiğine tanıklık ediyoruz. 19 yıllık tek başına iktidarlarında hiç olmadığı kadar otoriterleşmeyi meşrulaştırma girişimlerine hız verdiler. Güç ve yetkilerini, görev ve sorumluluklarını ülke çıkarına değil kişisel hırslar adına kullanmakta sakınca görmedikleri için kılıf olarak da mevcut “hukuk”u çıkarlarına, kararlarına uydurma girişimleriyle meşruiyetlerini bugüne dek sürdürdüler. Anayasa Mahkeme kararlarından, AİHM’e, uluslararası sözleşmelerden bir geceyarısı tek adam kararıyla çıkmaktan genelgelerle savurdukları devlet yönetimine, liyakatsızlıktan keyfiyete, hukukun üstünlüğü değil üstünlerin hukukundan hak ihlallerine, aşı adaletsizliğinden kamu kaynaklarının yandaş şirketlere peşkeş çekilmesine ülkeyi harabeye çeviren AKP’nin her girişiminin ardında güç kaybetmesinin etkisi var.
Vaatlerle gelen iktidar; ülke yönetiminde toplumun kendilerine verdiği yetkiyi ne şekilde kullandıklarını açıklayamaz, denetim mekanizmalarını işletilmez hale getirdi. Derin yoksulluğun arttığı, insanların açlıkla sınandığı, yaşam hakkını kendi elleriyle sonlandırdığı, gelir adaletsizliğinin hasarlarının geri dönülmez boyutlara ulaştığı, kadın cinayetlerinin arttığı, istismarların önlenemediği, kısa yoldan haksız yere zenginleşen bir güruhun şatafat içinde hayat sürerken halkın yoksulluk ve yoksunlukla baş başa bırakıldığı bir ülkede isteniyor ki bu adaletsizlik bu hukuksuzluk sürmesi için yetki ve görevleri sorgulanmasın, hukuk önünde hesap verilmesin, kimse itiraz etmesin, herkes sinsin, dayatılan ne varsa sineye çeksin… Cumhurbaşkanına hakaret gerekçesiyle binlerce yurttaş yargılansın, sırf gazetecilik yaptığı için gazeteciler hapse atılsın, muhalif basına ceza sopaları gösterilsin, görüntü ve ses kaydı alınması genelgeyle engellensin, gençlerin bileğine kelepçe takılıp ev hapsi verilsin, hak ihlalleri sürekli hale gelsin ama herkes herşey çok olağanmış gibi sussun…
Pandemiyle birlikte artan, derinleşen sorunların çözümü için adım atmak, ortak aklı devreye sokmak, uyarı ve öngörüleri dikkate almak şöyle dursun; hırçınlaşan, saldıran iktidar kendini geri adım atmaya zorlayan her halk hareketine, her gösteri yürüyüşüne, anayasal hak olan her eyleme, her eleştirel habere engel koymayı antidemokratik yöntemlerle yok saymayı sürdürüyor. Dikiş tutturamadıkları bir devlet yönetiminde dış politikayı iç politikaya alet ediyor, dış mihraklar diyerek sorumluluklarını üstünden atıyor, cemaatlerin, şeyhlerin, şıhların, marjinal grupların elinde oy için oyuncak olmaya razı geliyor.
 
Tek kişilik saray hükümetinin açmazları, ucube rejimden memnuniyetsizlikler örtbas edilemeyecek hale geldi. Genelge üstüne genelge yayımlayarak, anayasaya aykırı kararlara ve açıklamalara imza atarak ülke yönetilemiyor ancak demokratik yollarla hak arama bilincinin yükseltilmesi büyük önem taşıyor. Toplumsal muhalefet susmak bir yana artan baskı karşısında sesini yükseltiyor. İstanbul Sözleşmesi yaşayacak, yaşatacak diyen kadınlar da, pudra şekeri ile anılan AKP’li gençlerin sürdüğü hayata itiraz eden geniş halk kesimleri de, patronların KOD 29 zulmüne ve emek sömürüsüne karşı eylem ve greve giden işçiler de, kepenk kapatmasının faturasında iktidarın payını sorgulayan esnaf da, üretimi bitiren iktidarın yok ettiği tarım politikaları nedeniyle tarlalarını satmak zorunda kalan üreticiler de, güvencesiz çalışan ev işçileri de, lütuf istemeyen emekliler de, KHK zulmüyle sivil ölüme terkedilen milyonlar da, niteliklerini ortaya koyacağı her imkandan yoksun bırakılan işsiz gençler de itiraz kültürünün özneleri olarak toplumsal çöküşün ardından eşit ve özgür bir toplum tahayyülünün hayata geçmesi için hazır… Dayanışma ve örgütlenmenin birarada hareket etmenin, antidemokratik uygulamalara karşı birleşebilmenin imkanı yaşanabilir bir Türkiye için umut veriyor.
Tarihin hangi döneminde olursa olsun, dünyanın hangi coğrafyasında olursa olsun zulme karşı direnişler kazandı, kazanacak. Nasıl olsa gidiyorlar rehavetine kapılmadan, toplumsal güçleri dayanışma ile örgütleyerek, demokratik yollarla; zulmeden iktidarın sorgulanan meşruiyetine son vereceğimiz günler yakındır.
“Çocuklar inanın, inanın çocuklar…. Güzel günler göreceğiz…” Hep birlikte…
 

Bu yazı 216 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum