KADINA YÖNELİK ŞİDDETİN AŞISI: TOPLUMSAL CİNSİYET...
Gamze Burcu Gül

Gamze Burcu Gül

KADINA YÖNELİK ŞİDDETİN AŞISI: TOPLUMSAL CİNSİYET EŞİTLİĞİ

14 Temmuz 2021 - 09:47

İki yıla yakın süredir COVID-19 pandemisi gibi olağandışı bir durumun içinde yaşamaya devam ediyoruz. Virüsün sebep olduğu ölümler artarken ne yazık ki kadınlara, çocuklara ve hayvanlara yönelik şiddetin arttığına da tanık olduk.

Ülkelerin pandemi önlemlerinden biri olarak uyguladığı "evde karantina ve izolasyon" koşullarında yaşayan kadınların ve çocukların bu süreçte nasıl etkilendiğine yönelik yapılan araştırmalar psikolojik, ekonomik, dijital, fiziksel ve cinsel şiddetin arttığını gösterdi. Özellikle karantina dönemlerinde acil yardım hatlarına yapılan başvuru sayısındaki olağanüstü artış da bu veriyi destekliyor.
Salgın sürecinde ülkemizde kadınların daha da yoksullaşması, “evde olmak” bir zorunlu sağlık tedbiri iken, şiddete en çok maruz kalınan yer olan evlerin güvensiz hale gelmesi, varlığında bile uygulanmayan İstanbul Sözleşmesi'nden bir de hukuka aykırı şekilde imza çekilmesi, yöneticiler tarafından kullanılan ayrımcı eril dil ve cezasızlık, şiddeti akıl almaz boyutlara taşıdı.

Sorunun temel nedeni okulda, evde, işte, sokakta, her alanda ileri seviyede yaşanan toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve ayrımcılıktır. Bunu görmezden gelerek herhangi bir çözüme ulaşmak mümkün değildir.
Kadına yönelik şiddeti azaltmanın yolunun toplumsal cinsiyet eşitliğini her alanda sağlamak ve kadınların sosyal konumlarını yükseltmekle birlikte, şiddeti onaylayan ve meşrulaştıran zihniyete karşı koymaktan geçtiğini biliyoruz.

Kadına yönelik şiddet aynı zamanda bir insan hakkı ihlalidir. İnsan Hakları Sözleşmesine taraf olmuş devlet, her kadının can güvenliğini, beden dokunulmazlığını, haklarını ve sağlığını korumakla yükümlüdür.
Şiddeti önleme stratejileri uzun süreli ve kalıcı kazanımlar için muhakkak bütüncül olmalıdır.

Kadına yönelik şiddetle mücadele için ulusal eylem planlarında, yaygınlaştırılmış toplumsal cinsiyet eğitimleri, kadınlara ve kız çocuklarına yönelik ek koruyucu ve destekleyici tedbirler yer almalı,
sivil toplum kuruluşları, akademi, idari yönetimler ve bakanlıklarla ortak çalışmalar yapılmalıdır.

Bu bağlamda, kadınlara karşı her türlü ayrımcılığın ortadan kaldırılmasına ilişkin sözleşme CEDAW ve 6284 sayılı yasa gerektiği gibi işletilmeli, eksiksiz ve istisnasız uygulanmalıdır.
Ülkemizde egemen olan tüm baskı ortamına rağmen bugün de şiddete, ayrımcılığa, sosyal adaletsizliğe karşı politik spektrumun her tarafından çok haklı, yerinde ve makul tepkiler geliyor. Kadın hareketi her zamankinden fazla destek buluyor ve güçleniyor.

Türkiye, en büyük toplumsal muhalefetin kadınlar olduğu konusunda en güzel örnektir. Bizler, şiddeti onaylayan ve meşrulaştıran zihniyetin, kadını ezen, yok sayan, ötekileştiren, öldüren her türlü yaklaşımın karşısında olmaya, haklı mücadelemizi sürdürmeye kararlıyız

Bu yazı 239 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum