TÜRK SİYASETİNDE KADINLARIN TEMSİL SORUNU
Dursun Çiçek

Dursun Çiçek

TÜRK SİYASETİNDE KADINLARIN TEMSİL SORUNU

15 Ekim 2021 - 12:07


Ülkemizde seçmen nüfusunun yarısını oluşturan kadınların başta siyaset olmak üzere karar alma süreçlerine ve siyasete eşit oranda temsil edilememesi ve katılımı çağdaş demokrasinin gereğidir. Ancak ülkemizde bu temsilde yaşanan siyasi gerçek her şeyden önce bir insan hakları ve demokrasi sorunudur. Evrensel insan haklarının ve demokrasinin temel unsurlarından olan eşitlik, eşit temsil ve katılımda kadınların eksik temsili aslında Türkiye’de siyasette kalite, nezaket ve üslup sorununun esası teşkil etmektedir.

Günümüzde başta eğitim, meslek seçimi, çalışma koşulları açısından daha iyi konumda olsalar da, siyasal yaşam kadınlara kapalı bir alan olmaya devam etmektedir. Bu sorunun temelinde bir yasal boşluktan ziyade çağ dışı toplumsal anlayış yatmaktadır. Bir ülkede başta siyaset olmak üzere karar alma süreçlerinde nüfusun yarısı temsil edilemiyorsa, o ülkede alınan kararların demokratik ve çoğulcu olduğundan söz etmek mümkün değildir. Bu bakımdan, hem demokratik yaşamın güçlendirilmesi hem de cinsiyete dayalı eşitsizliklerin kaldırılmasında daha etkin olunabilmesi için kadınların siyasette eşit oranda temsili bir demokrasi ve insan hakkı sorunudur.

Her ne kadar eksik temsilin nedenlerini “kadınların siyasete ilgisizliği; toplumsal ve kültürel yapı; siyasal sistem ve partilerin yapısı; eğitim; ekonomik nedenler”  gibi belli başlıklar altında toplamak mümkünse de, bütün bunların temelini tarih boyunca süregelen erkek egemen bakış açısı ile demokrasiyi anlamamak için direnen siyaset anlayışı oluşturmaktadır. İnsan Hakları Bildirgelerinde, Anayasalarda herkes için eşit haklar ilkesi kabul edildiği halde, insanların toplumsal konumları yüzyıllardır erkek egemen ideoloji tarafından biçimlendirildiğinden siyasal yaşam dünyada ve ülkemizde kadın erkek eşitsizliğinin en belirgin olarak görüldüğü alandır. Erkeği; “güçlü, akıllı, yöneten”, kadını ise; “güçsüz, duygusal, korunması gereken, yönetilen, evde kalması gereken ve çocuk büyütmesi gereken kişi”  olarak gören erkek egemen ve çağ dışı zihniyet, kadınların siyasete katılımının önündeki en büyük maddi ve manevi engeldir. 

Milli mücadele ve Cumhuriyetin kuruluşunu izleyen ilk on yılda Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün önderliğinde çağdaş uygarlığa ulaşma amacıyla yapılan devrimler, kadın haklarının geliştirilmesinin temelini oluşturmuştur. Bu dönemde adım adım eğitimde, ailede, toplumsal yaşamda başta Medeni Kanunun kabulü olmak üzere zamanın koşullarına uygun “yurttaş hakları” eşit olarak tanınmış, devrimlerin en ileri halkasını oluşturan kadınlara seçme ve seçilme hakkının verilmesiyle kadın haklarında hedeflenen süreç tamamlanmıştır. O yıllarda bir taraftan eşitlik için yasalar çıkarılırken, aynı zamanda devrim yasalarının etkin bir şekilde yaşama geçirilmesi için kararlı adımlar atılmıştır.

Türk kadını 3 Nisan 1930’da belediye seçimlerine, 1933’de muhtarlık seçimlerine katılma hakkını kazanmış, 5 Aralık 1934 tarihinde de milletvekili seçme ve seçilme hakkını elde etmiştir. 1924 Anayasası ile yirmi iki yaşını bitiren kadın ve erkek vatandaşlara seçme hakkı verilmiş ve kadınlara seçilme hakkı 1934’de anayasal bir hak haline gelmiştir. Böylece Türkiye’de kadınlar, İtalya’da 1948, Fransa’da 1944, İsviçre’de 1971, Japonya’da 1950 yılında tanınan seçilme hakkını yıllarca önce kazanmıştır.
1935 yılında yapılan seçimlerde Türkiye Büyük Millet Meclisine 18 kadın milletvekilinin seçilmesi, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin ve BM Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesinin (CEDAW), olmadığı o yıllarda TBMM’de kadın milletvekili oranının % 4,6’ya ulaşması Cumhuriyet devrimlerinin yaşama geçirilmesindeki kararlılığın göstergesidir. Daha sonraki dönemde Milli Mücadelenin ve Cumhuriyet Devriminin Lideri Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün 1938 yılında vefatından sonra ne yazık ki kadınların TBMM’deki temsil oranı düşmüştür.

Bu tarihi süreçte; 1935 - 395 milletvekilinin 18'i kadın milletvekili. (Yüzde 4.6), 1943- 435 milletvekilinin 16'sı (Yüzde 3.7), 1950 - 487 milletvekilinin 3'ü (Yüzde 0.6), 1957 - 610 milletvekilinin 7'si (Yüzde 1.1), 1965 - 450 milletvekilinin 8'i   (Yüzde 1.8), 1973 - 450 milletvekilinin 6'sı  (Yüzde 1.39), 1991 - 450 milletvekilinin 8'si  (Yüzde 1.8), 1999 - 550 milletvekilinin 22'si (Yüzde 4.0), 2002 - 550 milletvekilinin 24'ü kadın milletvekili (Yüzde 4.4) ile TBMM’deki kadın milletvekili sayısı 1935 yılının altında kalmıştır.

Başta CHP ve HDP olmak üzere siyasi partilerdeki cinsiyet kotası ve eş başkanlık sistemi uygulamaları ile; 2007 - 550 milletvekilinin 50'si kadın milletvekili (Yüzde 9.1), 2011 - 550 milletvekilinin 79’u kadın milletvekili.  (% 14.1) ve Haziran 2015 seçimlerinde 550 milletvekilinin 82’si kadın milletvekili (% 14.9)’ne ulaşan ve olumlu bir seyir izleyen kadın milletvekili oranı ne yazık ki Kasım 2015 seçimlerinde % 14.7’ye düşmüştür. 600 milletvekilinin seçildiği 27. Dönemde yüzde 17,1’e yükseldi. Halen görev yapan 27. Dönem TBMM içinde 33 ilin kadın seçmenleri temsil edilmemektedir.

Yerel yönetimler kadınların siyasal yaşamda yer almaları açısından daha uygun olmasına ve çok sayıda kadının da bu konuda aday olmak istemesine rağmen, Türkiye’de yerel yönetimlerde kadın temsil oranı TBMM’deki temsil oranının altında kalmıştır. Kadının zaman içinde daha eğitimli olması, ekonomik bağımsızlığın kazanması ve siyasete girmede daha istekli olması siyasal yaşama katılabilmesi ve eşit temsili için yeterli değildir. Bu nedenle, temsilde adaleti sağlayan gerçek demokrasinin yaşama geçirilebilmesi için, birçok ülkede görüldüğü gibi başta yasal mevzuat olmak üzere Anayasa, Seçim Kanunu ve Siyasi Partiler Kanununda eşit temsili sağlayacak şekilde hukuki değişikliklerin bir an önce yapılması gerekir.

Çağdaş ülkelerde kadınların seçmen oldukları oranda yönetimde ve siyasette yer aldığı ülkeler, bu eksikliğin telafisi için “kararlı bir eşitlik politikası” uygulayan ülkelerdir. Kadınların siyasette eşit ve etkin temsilinin önündeki en büyük engel, geleneksel işbölümünün yarattığı toplumsal eşitsizlik ve erkek egemen siyasi kültür olduğuna göre; bu engellerin ”kadınlar yasalar önünde eşittir, siyaset kapısı kadınlara açıktır, isteyen katılsın” anlayışıyla aşılabilmesi mümkün değildir. Seçim kampanyalarında ve söylemde ön planda tutulan kadınlar, aday listelerinde en alt sıralara konulmaktadır. Özellikle aday sıralamalarında kadınlar, gençler ve erkekler seçmen oldukları oranda yer almalıdır. Bu konuda siyasi parti liderleri dahil yönetimlerin samimi ve dürüst olması şarttır. Söylemde değil eylemde bu eşitliği istemek, toplumsal yükün en önemli bir bölümünü taşıyan gençler ve kadınların en doğal hakkıdır.
Her şeyden önce ülkemizde demokrasinin sağlıklı işlemesi, kadın nezaketi ve şefkatinin siyasette etkin olması açısından ve Türkiye’nin çağdaşlaşma, değişim ve kalkınması bakımından kadınların katkısına ve bakış açısına ihtiyaç vardır. Ülkemizde eğitimli, donanımlı, istekli ve konularında yetkin kadın potansiyelinden siyasi alanda yaşanan eşitsizlik sorununu aşmak ve siyaset kapısını kadınlara açmak için Anayasa, Siyasi Partiler ve Seçim Yasaları ile Parti Tüzüklerinde başta KADINLAR olmak üzere seçmen gruplarının mevcut oldukları oranda temsil hakkı getiren değişikliklerin yapılması, gerçek demokrasiye ulaşmak açısından ilk ve en önemli adım olacaktır. Türk Kadınlarının evladı, eşi veya babası olan siyasi parti liderleri dahil aktif siyasetteki insanları, demokrasinin ve eşit insan haklarının gereği olan bu yasal düzenlemeyi yapmaya teşvik ve zorlamak bir insanlık görevidir. Kadınlar ve gençler gerçekten isterse bu yasal değişiklikler başarılabilir. Bu demokrasi ve insan hakkı mücadelesinde her zaman kadınlarımızın yanında olmaya ve onların başarısı için mücadeleye devam edeceğiz. Dr. Dursun Çiçek, 25-26. Dönem İstanbul Milletvekili
 
 

Bu yazı 194 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum