YANGINLAR DA SÜRPRİZ DEĞİL, İKTİDARIN ÇARESİZLİĞİ DE
Cem Toker

Cem Toker

YANGINLAR DA SÜRPRİZ DEĞİL, İKTİDARIN ÇARESİZLİĞİ DE

10 Ağustos 2021 - 11:47


Coğrafyamızın orman yangınlarına çok müsait olduğu bilinen bir gerçektir.
Küresel ısınmanın etkisi ile ülkemizin daha da sıcak ve kurak iklimin etkisi altına gireceği yıllardır bilim adamlarınca dile getirilmektedir. Son yıllarda göllerimiz kurumakta, yeraltı sularımız azalmakta, tarımda verimlilik düşmektedir.
Tüm bu gerçekler çerçevesinde, bilhassa yaz aylarında ülke ormanlarının geçmişe oranla daha sık ve büyük yangınlarla yanma olasılığı artmaktadır.

Türkiye’de ormanların korunması için oluşturulmuş bir bakanlık vardır. Başına da, AKP yönetimince “bakan” sıfatıyla bir devlet memuru atanmış bulunmaktadır
Doğal olarak, yukarıdaki gerçekler çerçevesinde ormanlarımızdan sorumlu bu zatın, yangın gerçeğine hazırlıklar, planlamalar yapması gerekirdi. Ez azından zekâsı vasatın altında bir insan bile bu beklenti içindedir.

Oysa, ülkemizde tarihsel olarak orman yangınları ile mücadele eden kurum Türk Hava Kurumu, geçtiğimiz yıllarda filosuyla komşu ülkelerdeki yangınlara dahi müdahale edecek yeteneklere sahipken, bu iktidar döneminde tamamen etkisizleştirilmiş ve kurumun başındaki şahsın sözlerine göre “4 milyon dolarlık yedek parça” alınmaması yüzünden ve yeni ihale yasası ile filosu çürümeye terk edilmiş, tecrübeli pilotları işten çıkartılmıştır.
 
Geçen hafta karşı karşıya kaldığımız, belki de ülke tarihinin en büyük ve en yoğun orman yangınında, sorumlu bakanlık tamamen etkisiz kalmış, uzun süre dağlık alanlardaki yangınlara havadan müdahalede bulunamamış, yangının yayılmasına ve milyarlarca dolarlık zarara yol açmasına neden olmuştur.
Kontrolden çıkan yangınlar, yoğun yerleşim alanlarına da uzanınca, çareyi başta Rusya ve Avrupa Birliği olmak üzere gelen yardım tekliflerini kabul etmekte bulmuştur.
Yangınlar bu kadar yayıldıktan sonra, gelen bu uçak ve helikopter takviyelerinin söndürmede ne kadar etkili olacağını önümüzdeki günlerde göreceğiz.

İKTİDAR PRTİSİNİN SANSÜR KURULU RTÜK    

 
Yangının felaket boylarına erişip, tam bir doğa ve insanlık dramına eriştiği günlerde, medya doğal olarak kamuoyu ile bu iç parçalayıcı görüntüleri ekranlara taşıyarak asli görevini yaparken, kriz ve algı yönetiminde yetersiz kalmış iktidar, devreye Ortaçağ zihniyetinin bir yansıması olarak ekran karartan, yayın durduran RTÜK silahını ve tehdidini sokmuştur.
Anayasa gereği, bağımsız ve tarafsız olması gereken RTÜK isimli denetleme kurulu, “yangın görüntülerini” yayınlayan medya kuruluşlarını yaptırımlar ile tehdit etmiştir.
Zira bu iktidar için, felaketin boyutlarının bilinmesinden daha önemlisi, toplumdaki olumlu algı ve imajıdır.
Hatırlatalım;

Ocak 2020 Elazığ depremi gecesi, insanlar enkaz altından çıkartılırken, Valinin İçişleri Bakanının kulağına “toplumdaki algı çok iyi” sözleri mikrofonlara yansımıştır.
İktidar, medyayı şimdi de yanıp kül olan ormanların, köylerin, evlerin, seraların ve hala alev alev yanan yerlerin görüntüleri yerine, hükümetin yangınları söndürme çabalarının görüntülerini göstermeye RTÜK sopasıyla zorlamaktadır.

Yangınlar söndükten sonra, tabii eğer sonbahar yağmurlarından önce söndürülebilinirse, bu konudaki plansızlığını, başarısızlığını yine RTÜK ve yandaşı medya kurumları kanalıyla bir başarı hikâyesine çevirmeye çalışacaktır.

Her zamanki gibi, dış güçler, terör, “şu ülkede bu kadar yangın çıktı, bu ülkede şu kadar orman yandı” bahaneleriyle, bu doğal afete tamamen hazırlıksız, uçaksız, kaynaksız, plansız yakalandığı gerçeğini örtmeye çalışacak ve kanaatimce bunda da başarılı olacaktır.
“Devlet yaraları saracaktır” sözünü sık sık yine duyacağız. Ancak meselenin özünde, devleti yönetenlerin başarısızlığının faturası yine millete çıkacaktır. Zira devletin yara sarmak için attığı her adımın bedeli milletten toplanan vergilerdir.

1999 Gölcük depremi sonrası da, yıkılan imarsız, ruhsatsız binalara göz yuman devlet, yaraları milletten topladığı ve hala toplamaya devam ettiği deprem vergileri ile sarmaya çalışmıştır.
“Kervan yolda düzülür” Ortadoğu kafasının içinde, “stratejik planlama, kriz yönetimi, hazırlık, tatbikat, liyakat, Standart Operasyon Prosedürü” gibi kavramlar bulunmadığından bedeli hem ülke, hem toplum olarak ödemeye devam ederiz ve edeceğiz.
 
 

Bu yazı 450 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum