BİZ ÇERKESLER…



“Çerkes”, Türkiye’de çok duyulan, ama az bilinen veya yanlış bilinen bir kimlik ve insan topluluğudur. Çoğunlukla “Kafkas göçmenleri” diyorlar bize, kısaca. Ama eksik!
Ben de bir Çerkesim, ama “Kafkas Göçmeni” değilim, mesela.
Reyhanlı’da, bir “Çerkes mahallesi”nde doğdum, Kuleli Askeri Lisesi’ni bitirdim. Önce Kara Harp Okulu’na, sonra Dil tarih Coğrafya Fakültesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü’ne, 1983 yılında da ODTÜ İnşaat Mühendisliği’ne… girdim, ama hiç birini bitiremedim.
Siyasi nedenlerle. 12 Eylül yıllarıydı, "insan"ın herşeye gözlerini ve kulaklarını kapamasının mümkün olmadığı yıllar.
ODTÜ’de önce Öğrenci Derneği’nin temsilcilerinden biriydim, sonra, 1987 yılında yapılan Birinci Olağan Kongrede başkanı oldum. 
Son sınıfta, bir kaç ay sonra mezun olmaya hazırlanırken, tutuklandım. 3.5 sene hapis yattım.
Cezaevinden çıktıktan sonra Almanya’ya gittim, burslu olarak, Darmstadt Teknik Üniversitesi’nde İnşaat Mühendisliği okudum. Ama Türkiye’de 1996 yılında başlayan “Ölüm Oruçları”nı desteklemek için Darmstadt Üniversitesi’nin bir bölümünü 2 hafta kadar işgal ettiğim için, bana burs veren hocamın “sana siyasi faaliyetler için değil, akademik çalışmalar için burs veriyoruz” ( mealen ) sözleri kalbimi kırdı ve diplomamı almadım…
Reyhanlı’da fazla Çerkes yoktu; 2 köy, 3 mahallede, toplam 1500 kişi kadardık. Ama Reyhanlı Çekeslerinin ulusal-demokratik kimlik bilinci güçlüdür.
Daha 12 Eylül’den önce duvarlara Çerkesçe sloganlar yazılıyordu. Suriye’den gizlice sokulan alfabe kitaplarından Çerkesçe öğreniyorduk.
Bu nedenle nerede yaşarsam yaşayayım, ne işle meşgul olursam olayım, hep bir "Çerkes tarzı"m oldu sanırım.
Mesela, Almanya'da hastanede yattım bir süre. Küçük bir televizyon odamız vardı. Bir akşam en yaşlı hastamız Ursula girdi odaya, ben tabii ayağa kalktım ve odada hiç boş yer olmadığımı için yerimi ona verdim. Herkes çok şaşırdı ve kim-nereli olduğumu sordular.
Almanya’da diplomayı almaktan vazgeçip, bir meslek sahibi olamayınca işler karıştı. Bir süre sağda solda; sonra “MAD”de, bir mimarlık bürosunda çalıştım. Sahibi bir Yunanlıydı ve durumumu biliyordu, bu nedenle beni İnşaat Mühendisi olarak işe aldı, zaten hobim olan model yaptım bir sene kadar.
Ama o bir senenin sonunda İnşaat Mühendisliğinin bana göre olmadığını anladım, işten ayrıldım ve merak ettiğim ülkeleri gezdim. Yunanistan, İtalya, İspanya, Latin Amerika…
Geçinmek için her işi yaptım diyebilirim.
 
Gezdiğim-yaşadığım ülkelerde gördüklerim, yaşadıklarım ve öğrendiklerim hayata bakış açımı biraz değiştirdi tabii. Özellikle Çerkes Sorunu ile ilgili olarak yeni düşünceler oluştu kafamda. Belki bir paradoks; ama ulusal kimliğim güçlendi.
Tanıştığım bütün ulusal topluluklar ve hareketler, “ulus”a, “vatan”a, “anadil”e vurgu yapıyorlardı. Kendi ulusal örgütlerini kurmuşlardı.
Hatta Basklar, “biz İspanya’yı değil, Bask halkını İspanya’dan kurtarmaya çalışıyoruz” diyorlardı. Hepsinin bir ulusal vizyonu vardı. Kendi yaşamları üzerinde egemen olmak istiyorlardı. 
Ama biz Çerkesler, daha kendimizi doğru dürüst tanımlayamamış, içerisinde-birlikte yaşadığımız halklara kim olduğumuzu ve ne istediğimizi anlatamamıştık.
Bu nedenle, çoğu/nuz bizi tanımıyor/sunuz. “Kafkasya’dan Osmanlı’ya göç etmiş Türk kökenli bir halk” olduğumuzu ve Osmanlı’nın bize kucak açtığını sanıyorsunuz belki de. Ve Kafkasya’da yaşayan herkesi Çerkes zannediyorsunuz.
Abhaz-Gürcü ve Çeçen-Rus savaşları bazı taşları yerinden oynattı; düşüncelerinizi biraz değiştirmenize neden oldu mutlaka; ama hala taşların yerine oturduğunu söylemekten çok uzağız. Taşların yerine oturmasını istemeyen güçler sayesinde…
Eskiden, Kafkasya ve Transkafkasya vardı. Kafkasya, bugün Kuzey Kafkasya olarak bilinen coğrafyaydı. Transkafkasya ise, Gürcü, Ermeni, Azeri devletleri ve halkları. 
Artık, kimse “Transkafkasya”yı kullanmıyor: Bu nedenle Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan devletleri Kafkasya; biz de Kuzey Kafkasya olduk.    
“Kuzey Kafkasya”da Rusya Federasyonu’na bağlı “Federal Devletler” veya Cumhuriyetler var. Ve Kuzey Kafkasya’da yaşayan herkes Çerkes değil. Kuzey Kafkasya’da hiçbir zaman sadece Çerkesler yaşamadı.
Kim bu Çerkesler peki?
Çerkesler, binlerce yıldır Kuzey Kafkasya’da yaşayan; bir zamanlar Kuzey Kafkasya’nın en kalabalık ve ekonomik olarak güçlü bir halkı olduğu için diğer Kuzey Kafkas haklarını; yaşamlarını, kültürlerini derinden etkilemiş bir halktır. Kendilerine anadillerinde “Adığe” derler. Tıpkı bizim “Basklar” olarak bildiğimiz halkın kendilerine “Euskaldunak” demesi gibi.

Biz Çerkeslerin dışında, Kuzey Kafkasya’da daha onlarca halk yaşıyor. Osetler ( İron-Digor'lar ), Karaçay-Malkarlar, Çeçenler ( Nohçiler), İnguşlar ( Galgaylar ), Abhazlar ( Abazalar ), Dağıstan halkları ( Avarlar, Laklar, Lezgiler… ) Hepsinin kendi Cumhuriyetleri, dilleri ve tarihleri var. Ve kendi gelecek vizyonları.
Çerkeslerin ( Adığelerin ) Kuzey Kafkasya’da 3 Cumhuriyetleri ( Adığe Cumhuriyeti veya “Adığey”, Karaçaylarla birlikte yaşadıkları Karaçay Çerkes Cumhuriyeti ve Balkarlarla birlikte yaşadıkları Kabardey Balkar Cumhuriyeti ) ve Karadeniz Çerkeslerinden Shapsughların yaşadığı, siyasi statüsü yap boz tahtasına çevrilen bir bölgeleri var.
 
Öyleyse bir tanım yapalım:
Çerkesler eskiden “Kafkasya”, bugün ise daha çok Kuzey Kafkasya denilen coğrafyasının otokhton bir halkıdır. Kafkas halklarından sadece biridir ve kendilerine “Adığe” derler.
Kafkasya’da Adığelerden başka hiçbir halk Çerkes değildir. Kendisine “Çerkes” demez.
Ve binlerce yıldır bu coğrafyada yaşayan Çerkesler ( Adığeler ) yaşadıkları toprakları “Adığe Xeku”; yani Çerkesya olarak tanımlamışlardır.
Çerkes Sorunu’nu, geleceğini tartışmak ve anlamak için işe bu tanımlardan başlamak gerekiyordu sanırım…